Merhaba dünya, açtığın bu yolda emin olmayan adımlarla bir haylidir yürüyorum. Ve hatta yürümek hakaret olur hareketin kendine koşar adım ilerliyorum.
Bir tufanın yaklaştığı söyleniyor bizim buralara, hep böyle olurmuş önce hava ısınır sonra toprak ; ayak tabanların kızgın kumdaymışçasına hissettir kendini sana sıcak, halbuki pamuklu çoraplar sarmıştır ayaklarını ama yetmez. Sen ilerledikçe ısınır ayak tabanların ısındıkça canın yanmaya başlar düşüncelerin bulanır ,miden dahi bulanabilir, adımların sendeler, sen sendelersin. Bir dinleneyim der en ferah bankta oturmak istersin, çoktan kapılmıştır umduğun yerler en sonunda en kuytu yerde canın kesiliverir. Durgun suyu merak eden balığın çamurlu sudaki macerasına döner. Her şey karışmıştır, gideceğin yer, kullanacağın yol ve planların karışmıştır ne yapacak tından ne yapabilir sinler pelesenk olur zihnine .
Kaldırımlar genişler, kaldırım üstü dükkanlar yücelir, yüzler değişir, çevre değişir ayak tabanlarının sıcaklığı gitgide artar . Yavaşlarsın ayakkabı küçük parmağını ezer, hızlanmak istersin! ayak bileğinin arkasına binlerce darbe indirir yeni ayakkabıların. Dayanamaz durursun. Bakakalırsın, ısınan etini hissedersin, vazgeçip geri dönecek olursun yol uzar gözünde, gideceğin yere varmak istersin ;çok zor olacak ama varabilirsem gideceğim yere! Peki ya sonrası, içilecek sular, karın doyuran yemekler ,ince ince dokunmuş örtüler, girişi ücretli resimler, müzayede salonlarında mırıldanan ezgiler…
Son bir can havliyle ayağa kalkarsın bakınırsın etrafa, biraz düzeltirsin duruşunu, göğsün kabarık, istifin tamamdır vakit gelmiştir artık. Kaldırama yaklaşır hesap yaparsın ama yetmez vazgeçersin sonunda, bir taksiye el edersin geri dönebilmek için …
Kaldırım kenarında kalmıştır tüm hayallerin, ama vazgeçmek ne mümkün değil mi !
Haydi baştan başlayalım